bubunecikbu?
havada durarak yazıyorum. şahitlerim var.
3.6.12
Sırrı Çözülememiş Esrarengiz Olaylar.
Tek bi'şeye değineceğim. Nuri'nin neden Emre'nin yedeği olduğunu izah edene Abdullah Avcı'nın takım elbisesinin aynısından hediye edecem. Yya da neyse ben söyleyeyim Türk futbolunun hastalığı: kulis. Arkadaşım Nuri oyunu o kadar dikine, o kadar hızlı oynuyor ki yeryüzünde Emre'yi Nuri'ye tercih edecek teknik direktör yoktur. Üzülüyorum bu Nuri'ye. Adam sahadaki 22 kişinin toplamından fazla oyun zekasına sahip, fizik olarak da acaip gelişmiş tosun gibi olmuş -Mourinho reisin ellerine sağlık- ama oyuna 70'de giriyor, yazık.
Gönderen
bubunecikbu*
Etiketler:
football
0
yorum var - ben de yazayım!
30.5.12
Verebilecek misiniz?
Bundan sanırım 10-11 yıl önceydi. Bizim peder arkadaşlarıyla rakı-balığa gidicek, beni de götürdü. Şimdi ismini hatırlayamadığım bi' abi de vardı kulakları çınlasın, hangi takımlı olduğumu sordu laf arasında. ''Beşiktaşlı'yım abi.'' deyiverdim. "Neden ya, gel seni Fenerli yapalım Onur" diye sordu, babamın göz ucunda "yiyosa" alt yazısını okudum ve "Yok abi, biz babadan Kartalız." diye yapıştırdım cevabı. Ödül olarak ilk o gün rakı içirmişti babam bana.
Günlerden o Allah'ın belası Leeds maçı. Valide komşudaydı galiba, ben maç izlerken bağırıp çağırıyorum diye gitmişti çay içmeye. Arkadaş Leeds'in de Allah'ı kitabı yok, altı tane salladı bize. Surat beş karış. Bastım küfürü, gideyim dedim ben de komşuda oturayım. Dokunsalar ağlayacağım, öyle dert oldu altı yemek içime. Gittim komşuya, kardeşi varmış ben tanımazdım. Benden yaşça büyük. O açtı kapıyı. Kız o kadar güzel ki ben afalladım geri kaçtım eve kızı görünce. Ne günler ya. Geldi peşimden tuttu elimi geri götürdü beni komşuya. Hey Allah'ım Beşiktaş altı yemiş bi' taraftan, kıza aşık olmuşum bi' taraftan. Ulan Beşiktaş altı yerken bile hayırlara vesileydin.
"Büyüyünce İnönü'de her maçı seyredeceğiz" diye diye salladık durduk kaç sene. Kaç ay olmuş İstanbul'un dibindeyim bi' türlü gitmedim, gidemedim stada. İçimden gelmedi. Benim Beşiktaş'ım değil ki lan bu. Benim Beşiktaş'ım Takoz'un giydiği beyaz forma, siyah şort. Benim Beşiktaş'ım Oktay' ın PSG' ye attığı gol. Benim Beşiktaş'ım Şifo'nun zıplaya hoplaya gol sevinci. Benim Beşiktaş'ım bıyıkları ve altın kolyesiyle Metin. Fani Madida benim Beşiktaş'ım. Bu değil.
Şike diyorlar, UEFA'dan men diyorlar, Beşiktaş diyorlar.
İçtiğim ilk rakı, on yaşlarında aşık olduğum o üniversiteli kız, her yere götürdüğüm benimle yedi şehir gezen formam, atkım.
Bana Beşiktaş'ımı geri verin, verebilecek misiniz?
Günlerden o Allah'ın belası Leeds maçı. Valide komşudaydı galiba, ben maç izlerken bağırıp çağırıyorum diye gitmişti çay içmeye. Arkadaş Leeds'in de Allah'ı kitabı yok, altı tane salladı bize. Surat beş karış. Bastım küfürü, gideyim dedim ben de komşuda oturayım. Dokunsalar ağlayacağım, öyle dert oldu altı yemek içime. Gittim komşuya, kardeşi varmış ben tanımazdım. Benden yaşça büyük. O açtı kapıyı. Kız o kadar güzel ki ben afalladım geri kaçtım eve kızı görünce. Ne günler ya. Geldi peşimden tuttu elimi geri götürdü beni komşuya. Hey Allah'ım Beşiktaş altı yemiş bi' taraftan, kıza aşık olmuşum bi' taraftan. Ulan Beşiktaş altı yerken bile hayırlara vesileydin.
"Büyüyünce İnönü'de her maçı seyredeceğiz" diye diye salladık durduk kaç sene. Kaç ay olmuş İstanbul'un dibindeyim bi' türlü gitmedim, gidemedim stada. İçimden gelmedi. Benim Beşiktaş'ım değil ki lan bu. Benim Beşiktaş'ım Takoz'un giydiği beyaz forma, siyah şort. Benim Beşiktaş'ım Oktay' ın PSG' ye attığı gol. Benim Beşiktaş'ım Şifo'nun zıplaya hoplaya gol sevinci. Benim Beşiktaş'ım bıyıkları ve altın kolyesiyle Metin. Fani Madida benim Beşiktaş'ım. Bu değil.
Şike diyorlar, UEFA'dan men diyorlar, Beşiktaş diyorlar.
İçtiğim ilk rakı, on yaşlarında aşık olduğum o üniversiteli kız, her yere götürdüğüm benimle yedi şehir gezen formam, atkım.
Bana Beşiktaş'ımı geri verin, verebilecek misiniz?
Gönderen
bubunecikbu*
Etiketler:
beşiktaş,
football
0
yorum var - ben de yazayım!
22.5.12
Ruud Rulez!
Haftasonu dershaneden çıkıp eve doğru koşma sebebimdi United. Sevgilime ezbere şiir okuyamıyordum ama tüm Manchester United kadrosunu, yedekleri, forma numaralarını, mevkileriyle beraber sayıyordum. Sevgilime, bu hafta Nistelrooy öyle bi' gol attı ki, ben atsam aynısını sizin eve koşardım senle paylaşırdım gol sevincimi diyordum. Zaten sevgili dediğin de telefon mesajlarıyla yürüttüğün ilişkiydi. Muhtemelen Beckham'ı Giggs'i, Nistelrooy'u, Roy Keane'i daha çok görüyordum. Kulağına şarkı fısıldayacak olsam o zamanlar NTV'nin Premier Lig melodisi Kernkraft 400'ü fılsıldardım.
Geçenlerde Scholes tekrar dönünce o kadar çok dönmedim eski günlere, çünkü o yıllardır oradaydı 18 numaralı formayla, ama Henry sahaya kırmızı formayı çekip de çıkınca numarası 12'den 14'e, formanın göğüs reklamı da o2'ye doğru evrilmeye başladı. Benzer şeyleri Nistelrooy için de düşündüm, önde Vodafone reklamı, arkasında Premier Lig fontuyla V.Nistelrooy, altında 10 numara. 2000'lerin başlarından ortalarına kadar Premier Lig'de ki en iyi rekabet Arsenal-Manchester United rekabeti olduğu kadar Nistelrooy-Henry rekabetiydi bi' anlamda. Birini Ljunberg-Pires besliyordu, diğerini Beckham-Giggs. İkisinin de arkalarında yıllarca birbirine düşman olmuş cengaver orta sahalar vardı; Vieira ve Roy Keane. Unutulur mu yıllar önce maç öncesi tünelde birbirine söyledikleri.
"Havadan gelen top ayak üzeri ile nasıl kontrol edilir" konulu bir film çekilseydi başrolde Nistelrooy oynardı.
Nistelrooy genelde golden sonra sol köşe gönderine giderdi, orda ya seyirciyle buluşurdu ya da takım arkadaşlarıyla sinerji oluştururdu, Henry'se kendine has gol sevinclerini yapardı. -taç çizgisine paralel koşmak, iki eliyle t harfi yapmak, yıllar önceki City maçında ki gibi yağmurda kaymak.-
Nistelrooy da Henry de çok güzel adamlardı. Premier Lig'i güzelleştiren, saygı duyulası adamlardı. Henry hem kendi efsane olduğu zamanlara hem de beni 2000'lerin başına dershaneden bizim eve Mirkelam klibi yaşadığım yıllarıma götürdü işte.
Şimdi biri futbola tamam dedi, diğeri de yakındır. Yanarım yanarım Theatre of Dreams'de ''Ruud Ruud Ruud Ruud'' diye böğüremediğime yanarım.
Geçenlerde Scholes tekrar dönünce o kadar çok dönmedim eski günlere, çünkü o yıllardır oradaydı 18 numaralı formayla, ama Henry sahaya kırmızı formayı çekip de çıkınca numarası 12'den 14'e, formanın göğüs reklamı da o2'ye doğru evrilmeye başladı. Benzer şeyleri Nistelrooy için de düşündüm, önde Vodafone reklamı, arkasında Premier Lig fontuyla V.Nistelrooy, altında 10 numara. 2000'lerin başlarından ortalarına kadar Premier Lig'de ki en iyi rekabet Arsenal-Manchester United rekabeti olduğu kadar Nistelrooy-Henry rekabetiydi bi' anlamda. Birini Ljunberg-Pires besliyordu, diğerini Beckham-Giggs. İkisinin de arkalarında yıllarca birbirine düşman olmuş cengaver orta sahalar vardı; Vieira ve Roy Keane. Unutulur mu yıllar önce maç öncesi tünelde birbirine söyledikleri.
"Havadan gelen top ayak üzeri ile nasıl kontrol edilir" konulu bir film çekilseydi başrolde Nistelrooy oynardı.
Nistelrooy genelde golden sonra sol köşe gönderine giderdi, orda ya seyirciyle buluşurdu ya da takım arkadaşlarıyla sinerji oluştururdu, Henry'se kendine has gol sevinclerini yapardı. -taç çizgisine paralel koşmak, iki eliyle t harfi yapmak, yıllar önceki City maçında ki gibi yağmurda kaymak.-
Nistelrooy da Henry de çok güzel adamlardı. Premier Lig'i güzelleştiren, saygı duyulası adamlardı. Henry hem kendi efsane olduğu zamanlara hem de beni 2000'lerin başına dershaneden bizim eve Mirkelam klibi yaşadığım yıllarıma götürdü işte.
Şimdi biri futbola tamam dedi, diğeri de yakındır. Yanarım yanarım Theatre of Dreams'de ''Ruud Ruud Ruud Ruud'' diye böğüremediğime yanarım.
Gönderen
bubunecikbu*
Etiketler:
football
0
yorum var - ben de yazayım!
20.5.12
The Hunger Games.
''Al kupayı aga, benim işim bitti, ben artık giderim.'' -Didier Drogba.
Beni futboldan soğutan Çelsi'nin on kişi defans yapması değil, Bayern'in 35 şuttan sadece birini gol yapabilmiş olması. Hani sadece defans yapacaklarsa oynamasınlar bu oyunu diyorsunuz ya, asıl 35 şuttan sadece bir gol çıkartabiliyorsan oynama sen bu oyunu. Bir takım defans yapıyor diye maçı hak etmedi diye bir şey olamaz, futbola aykırı bu tarz söylemler. Kendine güvenen çıkar sahaya yapar savunmasını, alır kupasını gider arkadaşım.
Son üç Şampiyonlar Ligi maçında Çelsi defans bloğu gayet de seyir zevkini arttıran bir futbol ortaya koyuyordu. Futbolu katleden Cahill değil, şaban Gomez'dir. Ben söyleyeyim.
Bir de 300 Sparta'lı gibi oynamak niye bu kadar sıkıcı ben anlamadım. Forvet olan Torres, Barcelona maçında sol bek oynarken kontra ataktan gol atarken ben hiç sıkılmadım şahsen, altılı oynamış kuponu tutan amcalar gibiydim.
Beni futboldan soğutan Çelsi'nin on kişi defans yapması değil, Bayern'in 35 şuttan sadece birini gol yapabilmiş olması. Hani sadece defans yapacaklarsa oynamasınlar bu oyunu diyorsunuz ya, asıl 35 şuttan sadece bir gol çıkartabiliyorsan oynama sen bu oyunu. Bir takım defans yapıyor diye maçı hak etmedi diye bir şey olamaz, futbola aykırı bu tarz söylemler. Kendine güvenen çıkar sahaya yapar savunmasını, alır kupasını gider arkadaşım.
Son üç Şampiyonlar Ligi maçında Çelsi defans bloğu gayet de seyir zevkini arttıran bir futbol ortaya koyuyordu. Futbolu katleden Cahill değil, şaban Gomez'dir. Ben söyleyeyim.
Bir de 300 Sparta'lı gibi oynamak niye bu kadar sıkıcı ben anlamadım. Forvet olan Torres, Barcelona maçında sol bek oynarken kontra ataktan gol atarken ben hiç sıkılmadım şahsen, altılı oynamış kuponu tutan amcalar gibiydim.
Gönderen
bubunecikbu*
Etiketler:
football
0
yorum var - ben de yazayım!
9.5.12
Serbest Çağrışım.
''Deveye sormuşlar, "Boynun neden eğri" diye. "Yıldırım demirören yeter" demiş.'' -Kızıldereli Atasözü.
Yıldırım Demirören 10 yıl boyunca mahvetti bizi. Biz şu kadar senedir, hemen her gün bu şahsın gitmesi için Allah'a sığındık, zikir çektik, Buda'ya tütsü yaktık, Ciizıs'tan medet umduk, Yehova'dan rica ettik, yüzümüzü eski ve yeni Tanrılar'a çevirdik, tabiatın bağrına döndük, hiçbir şeye inanmıyorsak en azından temenni ettik ama olmadı. Protesto ettik, "istemiyoruz" dedik, "yeter" dedik, "bize yakışmıyor" dedik ama sesimizi duyuramadık. Onu o koltuktan indiremedik. Beşiktaş'ımız yıllarca bu şahsın elinde can çekişti, acıdan kıvrandı; hiçbir şey yapamadık. Bu şahsa her kongrede oy veren o ellere ah etmekten başka bir şey gelmedi elimizden. "istikrar istiyoruz" kisvesi altında her seferinde bu şahsa desteğini açıklayan taraftar grubuna kızmaktan başka bir şey yapamadık. Biz daha çoktuk ama her defasında bir avuç insan tarafından alt edildik, görmezden gelindik.
Bu çok acı bir şey. Bu kadar çok olmamıza rağmen bir o kadar yalnızdık. Bizi bizden başka kimse anlamadı, anlamak bile istemedi. Kimi zaman biz bile birbirimizi anlamadık. Kimse bizi önemsemedi. Kimseye derdimizi anlatamadık.
Şimdi bu şahıs memleket futbolunun tepesine oturdu. Çok değil 2 ayda tüm gerçek futbol taraftarını canından bezdirdi. Yıllarca Beşiktaş'a karşı yaptığı kişiliksizleştirme operasyonunu tüm camialara yaydı. Başardı da... Hem de hiç terlemeden... Ve böyle biri 10 senedir hiç seçim kaybetmedi, inanabiliyor musun?
Biz bu şahsın yaptıklarına anlam veremiyoruz. Zira o bizim gibi düşünmüyor. Onun gündemi bizimkinden farklı. Biz şu dünyada çok şey harcamadan sevebildiğimiz bir spor olan futbolun iyiliğini istiyoruz. O ise başka şeyler istiyor. İşin kötüsü, ne isterse elde ediyor. Yarın bir gün bırak FIFA başkanlığını; galaktik imparatorluk tahtına çıksa şaşırmayacağım.
Futbolda taraftarlık kadar doğal bir şey olamaz. Bir çift renkle gönül bağı kurmak öyle hafife alınacak bir şey değildir. Bunun bireysel ve toplumsal temelleri vardır. Üstünü çizemezsin, çamur atamazsın, dalga geçemezsin, küçümseyemezsin. Yalnız, bu renklere gönül vermenin kaynağında ise, yine futbola olan sevgi vardır. Biz farkında olmasak bile, her şeyden önce futbolu seviyoruz. Mahallede plastik topa vururken de, halı sahada top koştururken de, amatör ya da profesyonel bir takımda oynarken de, herhangi bir maçı seyrederken de, herhangi bir bilgisayar oyununu oynarken de ve herhangi bir takımı desteklerken de... Çünkü futbol olmasaydı, bu takımlar da olmayacaktı. Biz içimizde bir yerlerde bunun farkındayız. Bu yüzden, şikeye, teşviğe bulaşanların, bu şahıs ve bu şahıs gibilerin ayak oyunları, çirkin eylemleri bizi üzüyor. Çünkü biz sadece futbol oynamak, sadece futbol izlemek, sadece futbol konuşmak istiyoruz.
Biz kim miyiz? Biz futbol âşıklarıyız. ---yuha! Yazı iyice Cezmi Ersöz romantizmine kaymaya başladı. Şu an kendime ayar çekmek için kısa bi' es veriyorum...... Tamam geldim--- düzeltiyorum: Biz her şeyden önce, kazanmanın da kaybetmenin de hakça olmasını isteyenleriz. "Biz"i herhangi bir takım taraftarıyla sınırlamıyorum. İnanıyorum ki -ve o kadar inanmak istiyorum ki- takımının, şerefiyle oynayıp, hakkıyla kazanmasını ya da kaybetmesini isteyen insanlar çok çok daha fazla. Kazanmak için her yolu mubah olarak görenlere tepki gösteriyorlar. Belki mevcut durumda çok gözümüze çarpmıyor ama çok azımızda namussuzca kazanılmış bir başarıyı kusmayıp hazmedecek mide var. Gönül verdiği takımına o namussuzlukları konduramamakla, tasvip edip yapanlara destek olmak arasında fark var.
Ben takımıma konduramam misâl. Yalan söyleyecek değilim. Fakat, işin içinde bu şahıs olduğu için aklımın bir köşesinde hep bir "acaba" olacak. Bu şahsı, Aziz Yıldırım'ı ve onlar gibileri futboldan temizlemedikçe de o "acaba" çoğalacak. Futbolla ilgimiz kalmayacak. Futbola ayırdığımız vakitleri artık "acabalar"la geçireceğiz. Vicdan, karakter ve aklı selim sahibi, futbolu seven, takımının karaktersizleştirilip kirletilmesini istemeyen herkes bunların karşısında durmalı. Yazı yazmalı, resim çizmeli, konuşmalı, tweet atmalı, facebook'ta durum güncellemeli, Taksim'de toplanmalı, yürümeli... Elinden ne gelirse onu yapmalı... Yapmalıyız... Hep bir ağızdan "YETER'' demeliyiz...
Yıldırım Demirören 10 yıl boyunca mahvetti bizi. Biz şu kadar senedir, hemen her gün bu şahsın gitmesi için Allah'a sığındık, zikir çektik, Buda'ya tütsü yaktık, Ciizıs'tan medet umduk, Yehova'dan rica ettik, yüzümüzü eski ve yeni Tanrılar'a çevirdik, tabiatın bağrına döndük, hiçbir şeye inanmıyorsak en azından temenni ettik ama olmadı. Protesto ettik, "istemiyoruz" dedik, "yeter" dedik, "bize yakışmıyor" dedik ama sesimizi duyuramadık. Onu o koltuktan indiremedik. Beşiktaş'ımız yıllarca bu şahsın elinde can çekişti, acıdan kıvrandı; hiçbir şey yapamadık. Bu şahsa her kongrede oy veren o ellere ah etmekten başka bir şey gelmedi elimizden. "istikrar istiyoruz" kisvesi altında her seferinde bu şahsa desteğini açıklayan taraftar grubuna kızmaktan başka bir şey yapamadık. Biz daha çoktuk ama her defasında bir avuç insan tarafından alt edildik, görmezden gelindik.
Bu çok acı bir şey. Bu kadar çok olmamıza rağmen bir o kadar yalnızdık. Bizi bizden başka kimse anlamadı, anlamak bile istemedi. Kimi zaman biz bile birbirimizi anlamadık. Kimse bizi önemsemedi. Kimseye derdimizi anlatamadık.
Şimdi bu şahıs memleket futbolunun tepesine oturdu. Çok değil 2 ayda tüm gerçek futbol taraftarını canından bezdirdi. Yıllarca Beşiktaş'a karşı yaptığı kişiliksizleştirme operasyonunu tüm camialara yaydı. Başardı da... Hem de hiç terlemeden... Ve böyle biri 10 senedir hiç seçim kaybetmedi, inanabiliyor musun?
Biz bu şahsın yaptıklarına anlam veremiyoruz. Zira o bizim gibi düşünmüyor. Onun gündemi bizimkinden farklı. Biz şu dünyada çok şey harcamadan sevebildiğimiz bir spor olan futbolun iyiliğini istiyoruz. O ise başka şeyler istiyor. İşin kötüsü, ne isterse elde ediyor. Yarın bir gün bırak FIFA başkanlığını; galaktik imparatorluk tahtına çıksa şaşırmayacağım.
Futbolda taraftarlık kadar doğal bir şey olamaz. Bir çift renkle gönül bağı kurmak öyle hafife alınacak bir şey değildir. Bunun bireysel ve toplumsal temelleri vardır. Üstünü çizemezsin, çamur atamazsın, dalga geçemezsin, küçümseyemezsin. Yalnız, bu renklere gönül vermenin kaynağında ise, yine futbola olan sevgi vardır. Biz farkında olmasak bile, her şeyden önce futbolu seviyoruz. Mahallede plastik topa vururken de, halı sahada top koştururken de, amatör ya da profesyonel bir takımda oynarken de, herhangi bir maçı seyrederken de, herhangi bir bilgisayar oyununu oynarken de ve herhangi bir takımı desteklerken de... Çünkü futbol olmasaydı, bu takımlar da olmayacaktı. Biz içimizde bir yerlerde bunun farkındayız. Bu yüzden, şikeye, teşviğe bulaşanların, bu şahıs ve bu şahıs gibilerin ayak oyunları, çirkin eylemleri bizi üzüyor. Çünkü biz sadece futbol oynamak, sadece futbol izlemek, sadece futbol konuşmak istiyoruz.
Biz kim miyiz? Biz futbol âşıklarıyız. ---yuha! Yazı iyice Cezmi Ersöz romantizmine kaymaya başladı. Şu an kendime ayar çekmek için kısa bi' es veriyorum...... Tamam geldim--- düzeltiyorum: Biz her şeyden önce, kazanmanın da kaybetmenin de hakça olmasını isteyenleriz. "Biz"i herhangi bir takım taraftarıyla sınırlamıyorum. İnanıyorum ki -ve o kadar inanmak istiyorum ki- takımının, şerefiyle oynayıp, hakkıyla kazanmasını ya da kaybetmesini isteyen insanlar çok çok daha fazla. Kazanmak için her yolu mubah olarak görenlere tepki gösteriyorlar. Belki mevcut durumda çok gözümüze çarpmıyor ama çok azımızda namussuzca kazanılmış bir başarıyı kusmayıp hazmedecek mide var. Gönül verdiği takımına o namussuzlukları konduramamakla, tasvip edip yapanlara destek olmak arasında fark var.
Ben takımıma konduramam misâl. Yalan söyleyecek değilim. Fakat, işin içinde bu şahıs olduğu için aklımın bir köşesinde hep bir "acaba" olacak. Bu şahsı, Aziz Yıldırım'ı ve onlar gibileri futboldan temizlemedikçe de o "acaba" çoğalacak. Futbolla ilgimiz kalmayacak. Futbola ayırdığımız vakitleri artık "acabalar"la geçireceğiz. Vicdan, karakter ve aklı selim sahibi, futbolu seven, takımının karaktersizleştirilip kirletilmesini istemeyen herkes bunların karşısında durmalı. Yazı yazmalı, resim çizmeli, konuşmalı, tweet atmalı, facebook'ta durum güncellemeli, Taksim'de toplanmalı, yürümeli... Elinden ne gelirse onu yapmalı... Yapmalıyız... Hep bir ağızdan "YETER'' demeliyiz...
Gönderen
bubunecikbu*
Etiketler:
beşiktaş,
football
0
yorum var - ben de yazayım!
8.5.12
İki Dakika Yetiyor Seni Seven Kalbi Kırmaya.
''Hakem sana haksızlık yapıyorsa, öyle bir oynarsın ki, hakemi çimlere gömersin. Golüne ofsayt mı verdi; otuz metreden gol atarsın, hakemi de topla beraber kaleye sokarsın... Bak, Beşiktaş budur işte...'' -Vedat Okyar.
Önce Beşiktaşlı'yım. Sonra futbolsever. Hiç inkar etmedim. Ama Beşiktaş'ı seviyor olmam bu oyunun güzelliklerini gözardı etmem manasına gelmedi hiç. Dün oynanan maç; insanı tiksindiren mafyöz, Mehmet Ağar kankası, çakma İtalyan Fatih Terim egosuna, Hasan Saş çirkefliğine, Melo karaktersizliğine ve Eboue hokkabazlığına kapak olmuştur.
Ayrıca takımları gol yemesin diye ortalığı dumanaltı yapan bir kısım angut Galatasaray taraftarına da "şike" tanımını yeniden yaptırmıştır. Son dakikalarda Galatasaray adeta skorun üzerine yatmak için durmuş, taraftarının yaktığı meşaleler nedeniyle görüş mesafesi futbol oynanamaz şartlara inmiş, basiret yoksunu düdük, oyunu durduramamış ve milyonlarca insanın önünde türk spor tarihine geçecek bir rezalet yaşanmıştır. Kendi sahanda beklemek, oyunu yavaşlatmak filan değil. Bildiğin koca, koskoca takım, arkasına da taraftarını alıp "durmuştur" öylece kalmıştır.
O dumanaltında oynanan 3 dakikayı iyi izleyin. Eğer utanılası bir şeyler görmüyorsanız, sağlam mideniz varmış. Yok, yüzünüz kızardıysa saygım var iyi bir spor seversiniz. Yine de "şike var şike vaaar, şikeee vaaaaarrr..." diye hönkürmeden önce bir dönüp kendinize, kendi tarihinizde yer alan adam ya da adamcıklarınıza ve kulübünüze verdiği onanmaz zararlara bakın. Susun. siktirin gidin haftaya Kadıköy'de ne sikimi yerseniz yiyin.
Gönderen
bubunecikbu*
Etiketler:
beşiktaş,
football
0
yorum var - ben de yazayım!
4.5.12
Whoever Wins We Lose.
Diğer renklileri sevindiren Beşiktaş'ım bünyeye anlamsızlık kattı.
Sevindim mi? Çok değil.
Oynanan futbol tatmin etti mi? Kesinlikle hayır.
Tayfur doğru işler mi yaptı? Kesinlikle hayır. Ekrem, Holosko ve Aurelio'yu oyuna alan zihniyet. Fener'in gol atabilme ihtimalinin olmadığı ortadayken savunmaya çekilmek nedir? Kimse bunu anlatamaz. Pektemek gireceğine, Ekrem giriyor. Aurelio giriyor ki hücum etmeyelim, savunmada kalalım. Aman, ne olursa olsun, 1-0 olsun bizim olsun..
Mutlu muyum? Kısmen. 40 maçtır ilk kez kazanmış olduğumuzdan, 19 maç sonra gol yememiş olduğumuzdan.
Bu demektir ki herşey düzeldi? Kesinlikle hayır. Carvalhal niye gitti? Tayfur'un ne farkı var? 4-3-3 ne güzel sistem. Başka alternatif denemedik bile. Bi' kere, sadece bi kere 4-4-2 oynatın şu takımı ya. Deneyin. Yapılmayanı yapın. Bu olmuyor belli. Alternatif yok.
Sadece bir galibiyet. O da kendimiz için. Kimse için değil.
Ha , net olan bir şey var. Galatasaraylı'lar bizden çok sevindi. Ama unutma, haftasonu sizdeyiz.
Sevindim mi? Çok değil.
Oynanan futbol tatmin etti mi? Kesinlikle hayır.
Tayfur doğru işler mi yaptı? Kesinlikle hayır. Ekrem, Holosko ve Aurelio'yu oyuna alan zihniyet. Fener'in gol atabilme ihtimalinin olmadığı ortadayken savunmaya çekilmek nedir? Kimse bunu anlatamaz. Pektemek gireceğine, Ekrem giriyor. Aurelio giriyor ki hücum etmeyelim, savunmada kalalım. Aman, ne olursa olsun, 1-0 olsun bizim olsun..
Mutlu muyum? Kısmen. 40 maçtır ilk kez kazanmış olduğumuzdan, 19 maç sonra gol yememiş olduğumuzdan.
Bu demektir ki herşey düzeldi? Kesinlikle hayır. Carvalhal niye gitti? Tayfur'un ne farkı var? 4-3-3 ne güzel sistem. Başka alternatif denemedik bile. Bi' kere, sadece bi kere 4-4-2 oynatın şu takımı ya. Deneyin. Yapılmayanı yapın. Bu olmuyor belli. Alternatif yok.
Sadece bir galibiyet. O da kendimiz için. Kimse için değil.
Ha , net olan bir şey var. Galatasaraylı'lar bizden çok sevindi. Ama unutma, haftasonu sizdeyiz.
Gönderen
bubunecikbu*
Etiketler:
beşiktaş,
football
0
yorum var - ben de yazayım!
1.5.12
Boss.
Ha bi' de Sir'ü ilk kez sinirli gördük. Bu sinir gerçekten Roberto Mancini'ye miydi, kendi oyuncularına mıydı, liderliğin ellerinin arasından kayıp komşuya gitmesinden miydi, yoksa kendisine miydi bilemiyorum.
Yaz transfer döneminde en az iki bomba transfer bekliyorum.
30.4.12
Mavi Hap Mı, Kırmızı Hap Mı?
Manchester City: Hart, Zabaleta, Lescott, Kompany, Clichy, Nasri, Barry, Toure, Silva, Agüero, Tevez.
Manchester United: De Gea, Rafael, Ferdinand, Jonathan, Evra, Nani, Scholes, Carrick, Valencia, Rooney, Welbeck.
Değişiklikler:
City: dk:62 Nigel de Jong dk:80 Adam Johnson dk:86 Edin Dzeko.
Manu: dk:71 Ashley Young dk:79 Tom Ceverley dk:88 Javier Hernandez.
Böyle bir tablo beklediğim Premier Lig Şampiyonluk maçıdır efendim.
İlk maçın 6-1 gibi inanılmaz bir sonuçla City lehine olması bu maç öncesi özgüven oluşturacaktır. Ayrıca çıkacak her türlü galibiyetin mavilerin işine yarayacağını ve liderliğe taşıyacağını düşünürsek çok güzel bir karşılaşma olacaktır. Özellikle yıllardır bugünü bekleyen taraftarıyla birlikte çok agresif ve çok güzel bir oyun ortaya koyacağını düşünüyorum Manchester City'nin. Alex Ferguson faktörü olmasa bu maça %100'lük bir oranla City galibiyeti derdim. Ama böyle maçları yüzlerce kez oynamış bir dahi ile başa çıkabilmek hiçte o kadar kolay değil. Rooney gibi yıldız bir futbolcu etrafına kümelenmiş United çok tecrübeli ve kötü geçen Şampiyonlar Ligi'nin ardından Premier Lig Şampiyonluğunu bu maçta ilan etmek isteyecktir. Ama bunun yanında şunu da es geçmemek gerek, karşılarında kim olursa olsun bu maçı kazanmak için odaklanmış şampiyonluklara çok aç bir ekip var. Milyon eurolar, onlarca yıldız ve büyük beklentiler düşünüldüğünde her şeyiyle şampiyonluğa kitlenen Manchester City kesinlikle bu maçı kazanmak için her şeyi yapacaktır. Yıllardır bugünü bekliyorlardı, yıllardır bu günlerin özlemini duyuyorlardı. Bu derbiyi kazanıp liderliğe yükselmek ve arkasından şampiyonluğa koşmak hiçte uzak bir ihtimal değil City için. Ve evet kesinlikle muazzam bir atmosferde oynanacaktır. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim, bu final maçı Barcelona-Real Madrid maçından bile daha heyecanlı geçecektir.
Neyse efem, keyifli ve güzel bir futbol akşamı geçirmemizi temenni ediyorum. Hadi bakalım.
Manchester United: De Gea, Rafael, Ferdinand, Jonathan, Evra, Nani, Scholes, Carrick, Valencia, Rooney, Welbeck.
Değişiklikler:
City: dk:62 Nigel de Jong dk:80 Adam Johnson dk:86 Edin Dzeko.
Manu: dk:71 Ashley Young dk:79 Tom Ceverley dk:88 Javier Hernandez.
Böyle bir tablo beklediğim Premier Lig Şampiyonluk maçıdır efendim.
İlk maçın 6-1 gibi inanılmaz bir sonuçla City lehine olması bu maç öncesi özgüven oluşturacaktır. Ayrıca çıkacak her türlü galibiyetin mavilerin işine yarayacağını ve liderliğe taşıyacağını düşünürsek çok güzel bir karşılaşma olacaktır. Özellikle yıllardır bugünü bekleyen taraftarıyla birlikte çok agresif ve çok güzel bir oyun ortaya koyacağını düşünüyorum Manchester City'nin. Alex Ferguson faktörü olmasa bu maça %100'lük bir oranla City galibiyeti derdim. Ama böyle maçları yüzlerce kez oynamış bir dahi ile başa çıkabilmek hiçte o kadar kolay değil. Rooney gibi yıldız bir futbolcu etrafına kümelenmiş United çok tecrübeli ve kötü geçen Şampiyonlar Ligi'nin ardından Premier Lig Şampiyonluğunu bu maçta ilan etmek isteyecktir. Ama bunun yanında şunu da es geçmemek gerek, karşılarında kim olursa olsun bu maçı kazanmak için odaklanmış şampiyonluklara çok aç bir ekip var. Milyon eurolar, onlarca yıldız ve büyük beklentiler düşünüldüğünde her şeyiyle şampiyonluğa kitlenen Manchester City kesinlikle bu maçı kazanmak için her şeyi yapacaktır. Yıllardır bugünü bekliyorlardı, yıllardır bu günlerin özlemini duyuyorlardı. Bu derbiyi kazanıp liderliğe yükselmek ve arkasından şampiyonluğa koşmak hiçte uzak bir ihtimal değil City için. Ve evet kesinlikle muazzam bir atmosferde oynanacaktır. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim, bu final maçı Barcelona-Real Madrid maçından bile daha heyecanlı geçecektir.
Neyse efem, keyifli ve güzel bir futbol akşamı geçirmemizi temenni ediyorum. Hadi bakalım.
3 Maç Sonra Özgürüz.
''40 yaşındayım, 35 yıldır Beşiktaş'ın hakkı yeniyor!'' -Güntekin Onay.
Eğer bir takımın teknik direktörüyseniz ciddiye almanız gereken ayrıntıların maçların kaderlerini değiştirebileceğini bilmeniz ve bunları profesyonel (!) oyunculara öğretmeniz gerekir. Bu sene ligde Christian denen adam frikikten sana gol atmış. Yani adamların bu konudaki becerisini biliyorsun ama Stoch'un attığı frikik golünde hiçbir oyuncun, "Hoca faul burada değil şurada yapıldı. Adamlar katakulleyle kaleye yaklaşıyor." deyip olayı frikik mesafesinden, olması gereken ceza sahasına orta yapılacak doğru mesafeye çekeyim diye düşünmüyor. Gerizekalı gibi baraj kurmaya geçiyor. Bu basit detaylar maç skorlarını oluşturuyor aslında.
Dakika olmuş 85, bu adam sahada maçı alabilme kapasitesine sahip iki oyuncusunu alıp; yerine iki santrfor koyuyor.
Madem maç çok santrforla alınıyordu, neden baştan yapmıyorsun, birisi de söylemez mi hocam ayıp ediyoruz taraftara yahu, küfür eder gibi değişiklik yapıyoruz filan diye.
Oyuncu değişikliğinin mantığı, zorunlu haller dışında taktiksel anlayışı yenilemek üzerinedir. Bunu 10 yaşında CM oynayan çocuklar bile biliyor artık.
Maç 1-0 iken, hadi iki golün arası çok yoktu, 1-1 iken yapacaksın değişikliğini ki rakibini hamle yapmadan vurabilesin.
Sonra Türkiye'de yabancı hoca hastalığı var; nasıl olmasın arkadaşım ya?
Ayrıca hocanın yerlisi yabancısı olmaz, iyisi kötüsü olur. Sen kötü hocasın Tayfur arkadaş. Bu maç da bunun ispatıdır.
Ne diyeyim. Sözler artık tanımlayamıyor. Kimseyi tuttuğu takımdan dolayı bişeyle itham etmiyorum. Sadece dün oynanan Fenerbahçe-Beşiktaş maçında ciddi ciddi sevinen ya da üzülen birileri var mı onu merak ediyorum.
Yukarda bi' tablo var. Maçı da izledik, halen hakem etki etmedi deniliyor. Yıllardır artık Beşiktaş'ın biçilmesine o kadar alıştım ki, yenilgilere üzülmüyorum, galibiyetlere sevinmiyorum. Sonra Beşiktaş artık 3. büyük değil. 3. büyüklüğün amına koyim. Biz bu takımı kazansın diye sevmedik. Ama bir takım 9 sarı kart bir takım 3 sarı kart görmüş, maçta itiraz eden tüm Beşiktaşlı'lar sarı kart almış, kavga, çirkeflik, hakem aldatma ile uğraşan Fenerli'lerin toplam aldığı sarı kart 3.
Bu maçı izleyip içine sinen varsa (Galatasaraylı, Fenerli, Trabzonlu hiç farketmez) tebrik ederim. Umarım kendi takımları en yüksek derece ile bitirir ligi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






